Cuma, Mayıs 06, 2011

Türkiye Sokak

suriye'de iki günde 500 kişi öldürülmüş, iç çatışma ya da istila çok yakın, ırak 10 senede 2 savaş gördü, iran dünyanın hedefi, ermenistan zaten politik anlaşmazlık abidesi, gurcistan'ın kendine hayrı yok, bulgaristan engelden başka birşey değil, kıbrıs ebedi problem, yunanistan ise hayali düşman. biz nasıl bir muhitte yaşıyoruz, ne tuhaf bi mahalle burası?

Pazar, Nisan 03, 2011

Hiç Keşkem Olmasın

Neresinden başlasam?
Bitmesini istemediğim bir hayatın.
Bulabilsem kendimi, çözebilsem ne istediğimi.
Ama sence çok anlamı olacak mı, o gittiğim yerde yalnız olursam.
Yolun sonuna kadar koşsam, hiç durmadan, hep kazansam yarışları
Terim damlasa gözüme, ayaklarım burkulsa, başım sallansa, delirsem, sarhoş olsam
Bir tadı olacak mi sonunda?
Kimse sarılmasa, alkışlamasa?
Belki.
Ya da bazen diyorum hiç kalkmasaydım o adanın kumlarından.
Yıllar olmuş o gemiyi beklemeye başlayalı,
Hala gelmemiş, belki de hiç gelmez.
Ama öğreten o olmadı mi zaten önemli olan beklemek.
Beklediğin şeyin gelmesinden çok neyi beklediğini bilmek,
O aslında seni düşünmek, ama kendini bilmeden,
Bazen saçmalamak ölesiye, aklını yitirmeden.
Sevmek, ruhun bedenine sığmayana kadar sevmek,
Ellerin titreyene kadar sevmek, kanın damarlarına sığmayana kadar sevmek,
Yaşamayı, nefesini ve umudu.
Sonunda belki mutlu olabilirsin.
Ama emin ol değecek, hiç keşken olmayacak.

Pazar, Mart 13, 2011

Hey benim guzel ulkem

4 mayıs 2007 – internet ortamında yapılan yayınların düzenlenmesi ve bu yayınlar yoluyla işlenen suçlarla mücadele edilmesi hakkında kanun tbmm’de kabul edildi.

18 ağustos 2007 – wordpress kapatıldı.

17 ocak 2008 – ankara 12. sulh ceza mahkemesinin kararı gereği youtube kapatıldı.

29 temmuz 2008 – dailymotion kapatıldı.

29 eylül 2008 – ekşi sözlük kapatıldı.

24 ekim 2008 – blogspot kapatıldı.

21 kasım 2008 – başbakan recep tayyip erdoğan “youtube’a ben giriyorum siz de girin” dedi.

25 eylül 2009 – türkiye’de erişime engelli site sayısının 6000’i geçtiği açıklandı.

30 haziran 2009 – googlesites kapatıldı.

24 ekim 2009 – fıratnews.com kapatıldı.

17 nisan 2010 – recep tayyip erdoğan “türkiye'de ifade özgürlüğü ne kadar daraltıldıysa, kronik meseleler o kadar ağırlaşmış, çözüm iradesi o kadar zayıflatılmıştır. düşünce ne kadar tehlikeli görüldüyse, düşünürler ne kadar baskı altına alındıysa, türkiye o kadar geri gitmiş, demokrasi ve milli egemenlik o kadar sıkıntı yaşamıştır” dedi.

11 mayıs 2010 – metacafe kapatıldı.

6 haziran 2010 – bakan binali yıldırım “google’ı arıyoruz, telefona bile çıkmıyorlar. siz google’dan zengin misiniz, o da vergi versin” diyerek yasağı savundu.

4 kasım 2010 – youtube kapatıldı.

4 kasım 2010 – bm tarafından hazırlanan insani gelişmişlik indeksinde türkiye 169 ülke arasından 83. sıraya yerleşti. 5 kasım 2010 – undp tarafından açıklanan gelir adaletsizliği indeksinde türkiye 139 ülke arasında 64. oldu.

26 kasım 2010 – başbakan recep tayyip erdoğan “twitter mwitter ile olmaz gidin tezek kokusunu duyun” dedi.

14 aralık 2010 – economist dergisi tarafından yapılan demokrasi sıralamasında türkiye 167 ülke arasında 89. oldu.

29 aralık 2010 – fizy kapatıldı.

22 şubat 2011 – vimeo ve youtube kapatıldı.

28 şubat 2011 – başbakan recep tayyip erdoğan “özgürlüklerle, demokratik standartlarımızla türkiye artık farklı bir ülke” dedi.

2 mart 2011 – blogspot kapatıldı.

13 mart 2011 – hey benim guzel ulkem

Kendime Sorular-1

yani ne desem bilmiyorum. neyi nasil soyleyecegimi de bilmiyorum. dur bakalim parmaklarimi hareket ettireyim belki birseyler cikar diyorum kendi kendime. bazen takiliyorum o hep eski gecmise. cok da dusunmemek lazim en iyisi diyorum. ne guzel olurdu cok yalin bi yasamim olsaydi. hic yargilama sorgulama becerim olmasaydi. basima gelenleri, duyduklarimi, okuduklarimi, dusunduklerimi, planladiklarimi, hicbirseyi bir kefeye koyup gonlumde ya da aklimda anlamlandiramasaydim. cikamasaydim hicbir isin icinden. iste belki de o zaman birseyleri elde etmis olurdum. tam bu dusunceye variyorum o sirada da tersini savunur buluyorum kendimi. acaba mutlak bi denge mi beni yoneten? yoksa bu dengeden mi guc aliyorum. ya da en basiti sanirim ben zitliklari seviyorum. herkesin sevdigini sevmemek ya da herkesin sevmedigini sevmek beni farkli mi yapiyor. yoksa bu cok kolay kesfedilebilecek yalanci bi marka imajimi. bilmiyorum. belki birgun birisiyle tanisirim ayni bunlari dusunen. belki uzun uzun sohbet ederek dogruyu buluruz. ya da bizi en cok kandirabilecek dogruya en yakin yalanlara inandiririz kendimizi. en kolayi da o degil mi? hicbirseye ihtiyacin yok, sadece bir kac sinir impulsuna beyninde ordan oraya hareket edebilecek. karnini doyur yeter basitligine indirmem mumkun mu hayati? ya da dogrusu bu mu? aslinda en guzeli klaveynin kirilacagi parmaklarin yorulacagi gune kadar dusunmek, ve hep en iyisini ummak. ben oyle yapiyorum.

Pazar, Kasım 29, 2009

Herşey Bittiğinde Geride Kalan Sen Ne İsen

Davranışların DNA' sıdır o belkide ya da her mutluluğumuza, her hüznümüze, her sevincimize ve olan biten herşeyde birbiriyle paslaşan sinir uçlarımızın her birinin kendi tekniğinin bir toplamıdır.
Herşey bittiğinde, her duygu geçtiğinde geride kalan şeydir o, bizdir. Bütün yapmacıklıklardan uzak, bütün sonradan eklenenlerden ayrı geride kalan saf ve yalın bizizdir. İşte gerçek odur. Sen kimsin sorusunun cevabı bütün masumiyetiyle onda gizlidir, özdür o, özümüzdür. Var olan herşeyimizin öncesinde var olan tek şeydir.
İşte tam onun içinde seçeriz yolumuzu. İyi, kötü, kıskanç, sinirli, sevebilen, mutlu olabilen, görebilen, duyabilen ve dünyayı anlayan yolumuzu. Sen nesin sorusunun cevabı da orada gizli. Herşey bittiğinde, tüm maceran geçtiğinde, bir gece eğlencesinden sonra, bir kalp kırdıktan sonra, bir umut tükettiğinde ve bir yolu bitirdiğinde geride ne kalmışsa sen osundur. Ya o olmaktan gurur duymalısın ya da kendinle başa çıkmalısın. Çünkü o çoğu zaman istediğimiz gibi olmaz.

Salı, Ekim 13, 2009

90lar Olmalıydı ve Oldu da

Legolarımla çok yaratıcı şeyler yapıp onlar hep koltukların altlarına kaçırdığım için bana kızan anne ve babama, tonlarca pastel, kuru, guvaj ve sulu boyayı ziyan etmeme kayıtsız kalan çocukluğumun tüm gözetmenlerine, 10 yaşında okuduğum ilk kişisel gelişim kitabının yazarı Dale Carnegie' ye, yazdığım tüm kompozisyonlarda spontane özdeyiş aşırdığım özdeyişler ansiklopedisine, drama ve teatral becerilerinden otlandığım babaanneme, bahçesindeki otomatik sistemle kivi bahçelerini sulamayı icat eden ve 70 yaşından sonra günlük gazetelerdeki köşe yazılarını yazıcısından yazdırarak arşivleyebilecek derecede ilginç bir insan olan dedeme, ilkokulda yaş problemlerini bana anlatmadaki başarısızlığından dolayı anneme, alf in muhteşem seslendirmesi için Müşfik Kenter' e, iftardan sonraki saate tusubasa yı koyan kanal d' ye, ilk internet faturamı ödeten ixir' e, adi fenerbahçe formamın kopan numararını uhuyla yapıştırırken elime yapışan yapıştırıcı parçalarına ve hep daha fazlasını düşünmekten hiç bıkmayan hayal gücüme teşekkür ediyorum, iyiki varsınız, iyiki vardınız. (devam edecek)

Sorular ve Suçlamalar

Gerçek mutluluğu neyle ölçeriz? Ya da siz neyle ölçersiniz? Herkesin kendine göre bir ölçüsü mü var bu mutluluk denen şeyi ölçmede? Ya da mutlu olmaya mı çalışıyoruz biz yoksa onun ne olduğunu mu arıyoruz? Neyi başarmaya çalışıyoruz? Biz ne istediğimizi biliyor muyuz? Sorular soruyoruz hep kendimize aklımızdan, hiç bağırdığımız oluyor mu aynada o içinden konuşan bize? Hep birşeyler istiyoruz ama hiç bir zaman yeterince istemiyoruz. İstediklerimizi elde etmek için feda edebildiklerimizle elde ettiklerimizin farkı bu ticaretten elimizde kalanı veriyor bazılarına göre. Peki mutluluk bunun neresinde? Hep feda ederek birşeyler elde edersek bu ticaretin karılılığını gönlümüzü bir kefeye koyarak mı ölçeceğiz? 20 yaşına kadar kendi kararlarını vermesi istenmeyen bir ülkenin gençlerinden çok şey istemek olur bu. Hayır hayır bence de suç bizde değil, onlarda.