16 Aralık 2012 Pazar

yetmiyor yetemiyor


o kadar az enerjimiz var ki. sevgiyi, saygıyı, ilgiyi, mutluluğu saymıyorum bile, sadece enerji.. çoğu zaman az kalıyor. yetmiyor. pes etmeli miyiz sevgimiz yetmediği zaman? belki de en önemli soru bu. bilmedim. pes etmemek lazım sanki. ama yardımsız da olmuyor mu ne (?) zamska gerçek olsa ya!

13 Aralık 2012 Perşembe

Kendime Sorular-2

insan kendine soru sorar mı? sorar. sormalı bence. başkasının sorduklarına cevap vermeden önce sanki önce kendimize cevap vermek daha güzel gibi. bilemedim. benim birçok kendime sorum cevapsız, hep sorun. neyse.

bazen durup düşünüyorum, zaman yavaşlıyor mu diye. bazen de hızlanıyor ki sanırım bunu herkes bilir. ama değişmeyen birkaç sabit şey var sanki hayatta. ne kadar aptal bir hayat sürsem de, ne kadar güzel bir hayat sürdüğümü düşünsem de hiç değişmeyen şeyler. ama uzun zaman geçince şunu anladım sanki, elden geleni yaptıktan sonra gerisi çok da önemli değil sanırım.

nejat demişti ya zamanında, aşk çok para yok diye, sonra bir de eklemişti yaşar, hevesim olsa param olmuyor, param olsa hevesim diye.. onun gibi mi yoksa bu işler? para burda sanırım o kağıt değil de birşeyler yapabilmenin imkan kısıtları olarak düşünülmüş.. belki de öyledir. ama en çok da kendime şunu sormak isterdim henüz soramadım; neden ben? neden sen değilsin? neden o değil? neden neden? olmuyor işte soramıyorsun çoğu zaman. kaçmak daha kolay ya da yıkılmamak bütün gurur duvarımızın önünde, yönetmek o gizli ve suni gurur ordumuzu, bir komutan gibi, onlara güç vermek zorunda olduğunu hisseden bir lider gibi.

ama olmuyor çoğu zaman. yeniliyoruz. kendi kendimize sorduğumuz sorulara cevap veremiyoruz. bunlara cevap veremezken başkalarına birşeyler sormak çok cüretkar sanki.

sevmek lazım bence. sevmek lazım çok fazla. inanmak bir de. ama nasıl?

çok üzerine

öncesinde kulağında bir yarım ezgi, ama çok yorgunsun..

çok, çok tehlikeli bir kelime bence. neresinden tutmalı? belirsizliğinden mi? çaresizliğinden mi? doyumsuzluğundan mı? abartısından mı? beklentisinden mi? görgüsüzlüğünden mi? sevgisinden mi?

çok çok derin aslında. söylediğinde seni en çok esir alanlardan biri. çoğu zaman yumuşatırız onu zaten. aslında onu söylemek istemediğimizi söyleyip hemen sırt döneriz ona. hemen satarız, ihanet ederiz ona. ama sanırım en çok sevdiğimizi söylerken. çok olmamalı hiçbirşey. çok söylenmemeli çoklar. az da yeter mi ama? bilmiyorum.

bazen çok, çok kırabiliyor seni. ama sanki çoku çok sevmemek lazım. çok sevmemenin gerekliliği gibi.

çok saçmaladım.

10 Aralık 2012 Pazartesi

hayat bunu görse ya

çok uzun zaman oldu. arada birçok şey oldu. belki de çok bir şey olmadı. bilmiyorum emin değilim. belki de yazacak enerjim yoktu ama sanırım artık var. bazen çok zordu herşey, inişlerim çıkışlarım oldu aklımda, duygularımda, düşüncelerimde, hayallerimde, keşkelerimde, pişmanlıklarımda, beklentilerimde ve hemen hemen tüm soyut varlık değişkenlerimde. yeniden yazmak önemlidir. şiir yazardım bir ara sonra onu da istememiştim, sanki kaybetmiştim istediği heyecanımı. ta ki bir tarihe kadar. ama o da geçiciymiş. şimdi ise duygularımı dile getirmek için fırsat kollar gibi karşıma çıkan ilk fırsatı değerlendireceğim motivasyonuna kanmadan gerçek birşeylere sarılır buldum kendimi. birisiyle tanıştım. artık unutmaya başladığım, istemez olduğuma doğru gider olduğumu düşündüğüm, vazgeçmelerin, bezmişliğin, sıkılmışlıkların ve kanıksanan üzüntülerin kucağında sonsuza dek uyuyacağımı düşünmeye başladığım günlerden aylardan birinde. çok az oldu daha ama yoğun geçen günler azı çok eder çoğu zaman biliriz. heyecanlanıyorum. beklentilerimi dilimi kelimelerimi yönetemiyorum çoğu zaman. birisini gördüğünde eli ayağına dolaşır mı insanın. dolaşırdı bilirim ama bu farklı bir dolaşma. nasıl dolaşacağını düşünemeden kendiliğinden karışan ayaklar eller düşünceler. bir ezgi gibi kulağımda. insanın bedeninden geçen bir elektrik akımı gibi, sürekli daha çok asılmasına rağmen yerinden hiç oynamayan bir halatın azmi kırmaya çalışmasına sürekli daha çok azim ve hırsla sarılmak gibi. bitmesin. çünkü çok uğraşıyorum. uzun süre sonra çok uzun süre sonra yeniden köye dönüyorum. duygularımın çocukluğumun masumiyetimin köyüne. o da orda olur belki. bekler beni. çorba falan yapar bana. siyah perde gibi saçların arkasından bakan bir çift kara göz görürüm belki. belki o ışığı yanan evin içinde bakarız birbirimize. görürüz eskileri, yaşarız gerçek kendimizi, duygularımızı. gerçekten çok uğraşıyorum. hayat bunu görse ne güzel olurdu.