23 Mart 2013 Cumartesi

simply


Sanırım hayatımda duyduğum en bilgece söz bu, ve sanırım bundan çok emin gibiyim, yani galiba belki de. Söyleyeninin kim olduğu da aslında belli ediyor bazı şeyleri.

"If you can't explain it simply, you don't understand it well enough."

22 Mart 2013 Cuma

yavaşça ve sessizce kırılır insan

istemek, yetememek, becerememek, bitmek, tükenmek ama gene istemek, hala istemek, bakmak, uzun uzun bakmak, yerinden kalkıp konuşamamak, bağlanmak ve zincirlerinle gerilmek adeta, kendine bakmak, sonra gene istemek, ama bu sefer yapamayacağını bilmek, sadece bakmak arkasından, elinden birşey gelmezken, hiçbirşey yapamayacakken gidişini izlemek. belki başka bir yola girer belki başka bir trene biner. ama gider. beklemek çözüm mü? neyi? kimi? başını yavaşça ve sessizce önüne eğersin ve gene yavaşça güvendiğin ve kırılmayacağın evine dönersin. yavaşça ve sessizce kırılır insan, biliyorsun bunu; hadi gene en iyi yaptığın şeyi yap ve sil gözlerini, yolumuz uzun.

21 Mart 2013 Perşembe

yenil



uygulamayacaksan hiçbir zaman bir karar alma ve karar alıp uygulayanların asaletine fütursuzca ve hadsizce alaycı bakma. onlar büyük bir zorluk çekerler çoğu zaman; sen en sonunda kazanılır o savaş zannetsen de en başından yenilmeyi göze almıştır o çoktan. olsun, yenileceksen de gene dene ve gene yenil. ama bu sefer daha iyi yenil demişti becket, haklıydı da.

11 Mart 2013 Pazartesi

ağır

bağışla demişti sevdalarına nejat. korkularının gitmesini istemişti sadece. ayrılıkları yaşamak lüks ise birisi için kendini sevmiyor denebilir mi? şekline aldanmak canını yakıyorsa peki? ne istediğini bilmesi gerekmez mi bunca yıldan sonra? ama yarinin peşindedir o, bir yerlerde neler yapıyor acaba sorularındadır her zaman. 

düşler her zaman ağır şeyler yükler omuzlara. olmadığımız bizi düşündürür. olmak istediğimizden bile emin değildir. aşk da öyle. en karanlığa götürür, mazeretlerine aldanmaz insanın sol tarafındaki yangının. kimse de görmez düşerken ateşlerden. yangın giderek büyür. ve yorulursun. yalnızlığın en teorik anlamının anlaşılması en güç dehlizlerinde kendi içinde kaybolarak yolunu bulursun nadiren. ancak nereye gideceğini bilmeden, gelen her rüzgarla düşlerinin, aşklarının peşinde koşar gidersin. günün sonunda kan ve revan kalır günlükte, hatıralarda. yelkenin dimdik ama paramparçadır.

Milena'nın cevabı

beni hiç teselli eden olmamış şimdi baktım ve gördüm. hiç kimse destek olmamış, gaza getirmemiş, üzüldüğümde sırtımı okşamamış, hayal kırıklıklarımda geçecek dememiş, güzel ve etkileyici sözlerle ruhumu iyileştirmemiş, olmamış orda ihtiyacım olduğunda. ben hep yalnız yaşamışım hayatımı, üzüntülerimi, korkularımı, vazgeçişlerimi, kararlarımı, sabırlarımı, başarılarımı, hayal kırıklıklarımı, sevmelerimi sevilmelerimi, aşklarımı. ne çok sevmişim. hiç mi gülmemiş derseniz sana, sanırım gülmemiş, ya da birisi şuna da gül dediğinden güler gibi yapmış. ne çok yalnızlık görmüşüm, tek kalmamışım hiç ama hep yalnızmışım. hiç kolay olmamış herşey. zorundan gitmişim hepsinin yolların ama hiç de ağlamamışım yolun ortasında. Frank Sinatra gibi My Way diyebilirmiyim bilmiyorum ama kendi yolumdan gittiğim kesinmiş çoğu zaman. yenildiğimde de kendi yolumdan yendiğimde de. yenmek mi? kimi? işte onu hiç bilmiyorum. bu mücadele hep sürecek sanırım. aydın olacak belki bir gün oda ama karanlıktan başkasını bilmeyene felaketten başka ne getirir aydınlık? bazen Kafka olası geliyor insanın ya da Milena. Mektubu gelince sevinen bir Haluk da olabilir belki de. hiçbirşeyden emin olmamak çok kötü birşey. yalnız gitmek ise bir tercih olur en fazla. yalnız yalın halde, kimseye hesap vermeden, kimseye yük olmadan, kimseden birşey beklemeden; en fazla sevip sevilmeden gitmek. o zaman da benden çıkmaz mı sorumluluk, sevdim, sevmeyenlerin sorunu olmaz mı o? ne çok kin, nefret, sevgisizlik var şu dünyada, acımasızlık, anlayışsızlık; biraz bunların tersinin denk gelmesini istemek küstahlık mı; şansa güvenmek ve çaresiz olmak mı? hayır. bence sadece insanlık, çaresiz, aciz ve umutsuz bir insanlık içimdeki ve şansımdaki.

8 Mart 2013 Cuma

6 harf

ya bu hep oluyor. olmasın mı istiyorum artık ondan da emin değilim. ama %51 olmasın. sanki elinde olmadan birşeye sürüklenmek, bir düşünceye kapılmak, bir duyguya esir olmak ve elinden hiçbirşey gelmeden karakterine, duygularına, isteklerine ya da belki de sadece insanlığına yenilmen gibi. görüyorsun, istiyorsun, istememen gerektiğini biliyorsun. fade to black in solosu gibi incelerek teslim oluyorsun duygularına. gözlerin kapanarak vücudun kasılarak boynun bir tarafa yatarak. soruyorsun da aslında kendine, doğru soru haketmek ya da haketmemek mi olmuyor çoğu zaman sadece elinden gelmeyen o şeylerin kimin elinden geleceğini merak ediyorsun. derinleşiyorsun. dışardan bakıldığında basit gelecek, derinliğin uzağından geçmeyecek moda ve demode duygulara esir oluyorsun. çok mu istiyorsun yoksa az mı? kim karar veriyor buna? bazen işte görüyorsun birini. unutmak mı acaba doğrusu ya da en pragmatik olan mı? ama verecek birşeyin kalmadığından da emin gibisin. sıkışıyor için. gençliğindeki kaşif heyecanıyla aşık olmuyorsun artık; değişen beğenilerin ve görüşlerin birisinin bütününe aşık ediyor seni. seviyorsun ve uzanamıyorsun ya oraya, kolun yetmiyor bazen; bazen de aşağıdaki ateşten korkuyorsun yanarım diye, kolumu yakar diye uzanırken. bazen işte görüyorsun ya, görmemek lazım bazen. acı bu kadar basit bir kavram değil ama bunun tadı bunda mı gizli yoksa. ne diyeyim? ne söyleyeyim? gidip kime neyi nasıl anlatayım? bunun yazılı olduğu bir kitap yok mu? varsa da benim bildiğim bir dilde değil sanırım. bazen çok gaza geliyormuşum. öyle dedi çok sevidiğim dünyalar güzeli bir arkadaşım. haklı da. gaza gelen fiziksel bir beden değil aslında, kafamın içinde yanan düşüncelerim. yanan çocukluğum. büyütülüşüm. çektiğim acılar sıkıntılar bomboş pişmanlıklarım. ispatlamak zorunda olduğum herşey. ve ben belki de. 6 harfli oluyor bazen bir insanın istediği. hani bazen görürsün ya birini geçer gider. onun gibi birşey.