29 Mayıs 2013 Çarşamba

soluk mavi nokta


 “Tüm deniz ve yağmurlara inat sessiz ve sapsarı altın tozlarının uçuştuğu kupkuru ve cömert kumlarının üstenden kararsızca geçerken o serin rüzgâr, karanlıkta parlayan milyarlarca yıldızın altında kendimizi sapına kadar yapayalnız hissetmiştik, yalnız değil yapayalnızdık onunla; o, yalnızlığı uzun süre hissedene kalabalık gelirdi artık. Sonra günün sabahına doğru, ayaklarının ucundaki güneş bembeyaz ve inceden yükselirken uçuşan hayallerimiz üstünde ufukta; yavaşça açılan gözlerle işte tam o an aslında o kadar da çok şey bilmediğimizi farketmiştik, sırtımız hiç olmadığı kadar yerde, alnımız hiç olmadığı kadar kuru ve yanımızda aslında hiç de orda olmayan sevgilimiz vardı, soluk mavi nokta aslında biraz daha haklıydı”.

Bilmiyoruz neyin neden olduğunu, neyi neden yaptığımızı ya da neden başımıza bunların geldiğini. Çok mu adil? Elimizden gelmiyor çoğu zaman anlamak. Ama bir şeyi çok iyi yapıyoruz, hayatımız boyunca hep iyi yaptık, en iyi biz yaparız. Çok iyi anladığımızı düşünür ve en iyiyi biz biliriz; kibrimiz, hayallerimiz, mutluluklarımız ve mutsuzluklarımız; hepsi birer duygu subayı, çaresizliklerimizi battaniye gibi örter, üşürüz ve unuturuz. Dengeyi kuramıyoruz ki değerini bilelim umutlarımızın ya da her vazgeçişimizin, gülümsememize mahkûm kalmak zorunda olmak ağlatıyor çoğu zaman, her seferinde bıkmadan usanmadan.

Bundan tam 23 yıl önce dünyadan 6 milyar kilometre öteden aslında o tokat gibi cevabı almıştık. Herşeyi özetliyordu; tüm sorularımızı, bildiklerimizi, bilmediklerimizi, heyecanlarımızı, korkularımızı, utançlarımızı, sevinçlerimizi, herşeyi. Herkes ve her anı onun içindeydi; tüm çocukluğumuz, tüm arkadaşlarımız, ilk aşkımız, yazın üstüne bastığımız yosunlu taş, gece rüzgarla savrulan perdenin üstündeki korkunç yüz, uyurken ayağımızdan çıkan tek çorabın verdiği o saçmasapan his, arabanın camından çıkan elimize çarpan güçlü rüzgar, köşedeki bakkal, tüm Tarantino filmleri, eskimiş resim tonu verilmiş her fotoğraf, köşesi yanık göndermek istediğin her mektup, yazamadığın her kelime, hayatımız boyunca üstümüze konan her uğur böceği, bugüne kadar yaşamış her insan, her kral, her köle, birbirinden daha emin her din, her öğreti, ötekine baskın her ideoloji, okuduğumuz her kitap ve onları yazan her yazarın yaşadığı anılar, anlar ve duygular. Bukowski de onun içinde, Cemal Süreya da, Santana’nın her bir akoru da orada, Hamlet’in her bir dizesi de, Milena’ya yazılan her bir satır mektup da elbette ve Kafka’nın umutları da. Herkes, herşey onun içinde, milyarlarca yalan, göz yaşı, sadakatsizlik, ağlarcasına mutluluk, nefret, kıskançlık, tiksindiğin ve aşık olduğun herkes, herşey. Bugüne kadar kırdığın her kalp, incittiğin her insan, aldattığın her sevgili, kızdığın ve yenmek istediğin her öfken ve alnından damlayan her damla ter tek tek o resmin içinde. O küçücük mavi noktanın mütevazı özetinde gizli tüm anlamın. Sanki acımasızca yüzüne sertçe vuran bir tokat gibi ama anlaşılmaz ve saygı duyduran bir şefkatle. Bugüne kadar ki tüm sen ve tüm onlar.

Kibrine inen bir balta gibiydi o, kendini her üstün görüşündeki cezandı, sana yüz vermeyen her karşı cins için içinde kırılan birkaç tuğlaydı belki de, nasır tutan kalbinin duvarlarında hala canlı kalan birkaç hücrenin içinden çıkan acılarının eridiği imbiğin üstündeki çatlaktı zaman zaman, üstünde senden başkasına içini hiç dökmeyen bulutun eviydi, elini ilk tuttuğun sevgilinin korkan gülümsemesiydi cumartesinden cumartesine, seni karşılıksız seven o kadın da, sana karşılık vermeyen o kadın da ve senin hiç bilmediğin milyarlarca hikâyenin oyuncuları, dertlerin sahipleri ve mutlulukların tören geçişleri, hepsi oradaydı. Milyarlarca hikaye, milyarlarca hissizlik, ölüm ve hayat.
Ve işte sonra sormalı ki insan kendine üzüntüsü ve pişmanlığı tatmin olsun, darılmasın, dönmesin geri; neden yapmıştık biz herşeyi? Bütün bu çabamız ve biz neden vardık mutsuz olacaksak? Neden üzmüştük kendimizi ve herkesi?

Herşey soluk mavi noktada olup biterken biz kendimizi birşey sanıp çok küstah olmamış mıydık? Sanırım hata yaptık.

*Pale Blue Dot (Soluk Mavi Nokta): The Pale Blue Dot is a photograph of planet Earth taken in 1990 by the Voyager 1 spacecraft from a record distance of about 6 billion kilometers from Earth, as part of the solar system Family Portrait series of images. In the photograph, Earth is shown as a tiny dot (0.12 pixel in size) against the vastness of space.The Voyager 1 spacecraft, which had completed its primary mission and was leaving the Solar System, was commanded by NASA to turn its camera around and to take a photograph of Earth across a great expanse of space, at the request of Carl Sagan. Subsequently, the title of the photograph was used by Sagan as the main title of his 1994 book.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder