4 Nisan 2011 Pazartesi

Hiç Keşkem Olmasın

Neresinden başlasam?
Bitmesini istemediğim bir hayatın.
Bulabilsem kendimi, çözebilsem ne istediğimi.
Ama sence çok anlamı olacak mı, o gittiğim yerde yalnız olursam.
Yolun sonuna kadar koşsam, hiç durmadan, hep kazansam yarışları
Terim damlasa gözüme, ayaklarım burkulsa, başım sallansa, delirsem, sarhoş olsam
Bir tadı olacak mi sonunda?
Kimse sarılmasa, alkışlamasa?
Belki.
Ya da bazen diyorum hiç kalkmasaydım o adanın kumlarından.
Yıllar olmuş o gemiyi beklemeye başlayalı,
Hala gelmemiş, belki de hiç gelmez.
Ama öğreten o olmadı mi zaten önemli olan beklemek.
Beklediğin şeyin gelmesinden çok neyi beklediğini bilmek,
O aslında seni düşünmek, ama kendini bilmeden,
Bazen saçmalamak ölesiye, aklını yitirmeden.
Sevmek, ruhun bedenine sığmayana kadar sevmek,
Ellerin titreyene kadar sevmek, kanın damarlarına sığmayana kadar sevmek,
Yaşamayı, nefesini ve umudu.
Sonunda belki mutlu olabilirsin.
Ama emin ol değecek, hiç keşken olmayacak.

13 Mart 2011 Pazar

Kendime Sorular-1

yani ne desem bilmiyorum. neyi nasil soyleyecegimi de bilmiyorum. dur bakalim parmaklarimi hareket ettireyim belki birseyler cikar diyorum kendi kendime. bazen takiliyorum o hep eski gecmise. cok da dusunmemek lazim en iyisi diyorum. ne guzel olurdu cok yalin bi yasamim olsaydi. hic yargilama sorgulama becerim olmasaydi. basima gelenleri, duyduklarimi, okuduklarimi, dusunduklerimi, planladiklarimi, hicbirseyi bir kefeye koyup gonlumde ya da aklimda anlamlandiramasaydim. cikamasaydim hicbir isin icinden. iste belki de o zaman birseyleri elde etmis olurdum. tam bu dusunceye variyorum o sirada da tersini savunur buluyorum kendimi. acaba mutlak bi denge mi beni yoneten? yoksa bu dengeden mi guc aliyorum. ya da en basiti sanirim ben zitliklari seviyorum. herkesin sevdigini sevmemek ya da herkesin sevmedigini sevmek beni farkli mi yapiyor. yoksa bu cok kolay kesfedilebilecek yalanci bi marka imajimi. bilmiyorum. belki birgun birisiyle tanisirim ayni bunlari dusunen. belki uzun uzun sohbet ederek dogruyu buluruz. ya da bizi en cok kandirabilecek dogruya en yakin yalanlara inandiririz kendimizi. en kolayi da o degil mi? hicbirseye ihtiyacin yok, sadece bir kac sinir impulsuna beyninde ordan oraya hareket edebilecek. karnini doyur yeter basitligine indirmem mumkun mu hayati? ya da dogrusu bu mu? aslinda en guzeli klaveynin kirilacagi parmaklarin yorulacagi gune kadar dusunmek, ve hep en iyisini ummak. ben oyle yapiyorum.